Boş Perde: Psikolog ne kadar gerçek olmalı?

Başlamadan küçük bir not: Burada “Boş Perde” ile kast edilen Psikanaliz’de geçen Black Screen kavramının kendimce Türkçeleştirilmesidir.

Psikoterapide “boş perde” kavramı uzun yıllar boyunca, terapistin mümkün olduğunca görünmez ve tarafsız kalması gerektiği düşüncesiyle benimsendi. Günümüzdeki araştırmaları irdelediğimizde, terapötik ittifakın ve terapistin insani yönünün, terapi başarısında belirleyici olduğunu görüyoruz. Peki, gerçekten boş perde mümkün mü? Terapist, kendi hayatından ya da başkalarının hayatından örnekler verebilir mi? Psikologun felsefi duruşunu bilmeli miyiz? Bu yazıda bu konuyu irdeleyeceğiz.

Psikoterapi, her ne kadar mistifike edilmeye çalışılsa da aslında bir hizmettir. Kişiler, eğer bir kuruluş desteği ya da devlet desteği içerisinde bulunmuyorsa bunun sonucunda ücret öderler. Her hizmette olduğu gibi, ücretini ödediği ürünün ya da hizmetin karşılığında bir beklenti oluştururlar. Burada, neredeyse her beklenti durumunda olduğu gibi aklımızda olan soru işaretlerinin gidermek için belli yöntemler vardır. Psikoterapi ile ilgili en yaygın olansa şüphesiz etrafta bir klinik psikologtan hizmet almış birilerinin deneyimlerini referans alırlar. Tıpkı diğer ürün ve hizmetlerde olduğu gibi psikoterapi de geçmişten günümüze değişmiş, başkalaşmış ve gelişmiştir. Eğer kişinin etrafındaki kişiler yalnızca “boş perde” uygulayan kişilerle karşılaşmış, onlarla çalışmış ya da doğrusunun bu olduğuna inanmışsa bunu uygulamayan bir terapist ile karşılaştığında doğru bir durumla karşılaşmadığını hissedebilir ki bu çok da doğaldır.  Ancak hayatı boyunca hiç self-servis bir restoranta gitmemiş bir kişinin, masaya oturduğu zaman siparişin alınacağına dair beklentisinin doğallığından dolayı masaya servis yapılmıyorsa, aynı şekilde psikoterapide de psikologun gerekli çerçeveler bulunmakla birlikte istediği ve yarar gördüğü ekolde çalışması, yanlış bir şey yaptığı anlamına gelmez. Benzerlik oluşturması adına kişinin şu tutuma başvurması en ideali olabilir: “self-servis yapan restoranlar vardır, ancak anladığım kadarıyla bana uygun değil!” kendi beklentisine uygun olan psikologu, bunun ardından seçebilirler.

Geçmişten günümüze psikolojiyle alakalı en büyük isimlerden biri olan Sigmund Freud’un öncülük ettiği psikanaliz, belli standartlar koyuyordu. Boş perde de bunlardan biriydi. Kısaca boş perdeyi açıklamak gerekirse, görüşme sırasında terapistin kendi kişiliğini ve duygularını geri planda tutarak danışanın aktarımını serbestçe yansıtabilmesi için olabildiğince nötr ve görünmez kalma ilkesidir diyebiliriz. Bu ilkenin belirli bir seviyeye kadar uygulanmasının yararlı olduğu konusunda meslektaşlar hemfikirdir. Ancak günümüz terapi anlayışında, terapistin tamamen görünmez olması mümkün olmadığı gibi, bazen küçük müdahaleler ve kendi deneyimlerinden örnekler paylaşması da danışanın sürece katılımını ve güvenini artırabilir. Örneğin, Arnold Lazarus’un danışanının düğününe katılması veya terapistin mizahi anekdotlarla ortamı yumuşatması gibi uç örnekler, boş perdenin katı bir şekilde uygulanmadığında terapistin “yanında gerçek bir insan” olduğunu gösterebilir. Bu tür örnekler, terapistin bazen görünür olmasının, danışanın sürece dahil olmasını ve kendini daha rahat ifade etmesini sağladığını gösteriyor. Elbette her anekdot veya paylaşılan örnek her durumda uygun olmayabilir; önemli olan terapistin hangi müdahalenin gerçekten danışana iyi geleceğini sezebilmesidir.

Sonuç olarak, “boş perde” kavramı psikoterapinin tarihsel gelişiminde önemli bir rol oynamış olsa da, günümüz terapi odasında artık tek geçerli ve olmazsa olmaz model değildir. Araştırmalar terapötik ittifakın, şeffaflığın ve terapistin insani yönünün terapide belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden terapist, ölçülü bir şekilde kendi hayatından ya da başkalarının yaşantılarından örnek verebilir; bu, boş perdeyi yıkmak değil, aksine danışanın kendini daha gerçek bir ilişkide hissetmesini sağlamaktır. Psikoterapiyi sadece bir yansıtma alanı olmaktan ziyade aynı zamanda gerçek bir karşılaşma olarak görmek, hem güncel ve çağdaş bilimsel yaklaşımlara hem de insani beklentilere daha uygun bir bakış açısı sunar.


Not: Bu sitede yazılan tüm yazılar bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel terapi önerisi yerine geçmez. Psikolojik destek ihtiyacınız varsa, profesyonel bir klinik psikolog tarafından yardım almanız önemlidir. Eskişehir’de psikologa ihtiyaç duyarsanız, randevu almak için iletişime geçebilirsiniz.